ÇOĞU GİTTİ AZI KALDI

Aktif .

Rüya gibi günler geçirdiğimiz, puan tablosunu dönüp dönüp kontrol ettiğimiz, mantığımız dur dese de ister istemez hayaller kurduğumuz bir dönemden geçiyoruz.
 
3 maçlık kazanamama serisi sonrası eminim ki birçoğumuz, 3 ü deplasmanda olan sıradaki 5 maçlık süreçte 8-9 puanı gayet yeterli görmekteydi. Ancak takımımız, doğru oynadığı takım oyunu, sıkıştığı anlardaki bireysel yetenekleri ve biraz da futbol şansı ile tüm beklentileri aşarak bu zorlu süreçten 13 puan ile çıkmayı başardı. 
 
Bu zorlu süreçten önce yaklaşık olarak maç başına 2 gol yiyen ekibimiz, son 5 karşılaşmada kalesinde sadece 2 gol görerek çok farklı bir görüntü verdi. Yakalamış olduğumuz 4 maçlık kazanma serisi ile puan tablosunda kendimizi sıra olarak öne atamasak da, ilk 10 ile çok belirgin bir fark yakaladık. Sıralamadaki değişime takılmadan, bu sürecin bizi fazlası ile üste yaklaştırdığını ve kırılgan olan orta sıralardan net bir şekilde ayırdığını söylememiz lazım.
 
Gösterilen başarıyı daha net ortaya koyabilmek adına geçen sene ile bir kıyaslama yapmak da fikir verecektir. Şampiyonluk adayı olarak başlamış olduğumuz bir alt ligde, iyi sayılabilecek bir performans eşliğinde, 16 maçta aldığımız puanın 31 olduğunu hatırlarsanız, bu sene, lige yeni çıkan bir takımın, en üst ligde aynı süreçte aldığı 30 puanın ne kadar büyük bir iş olduğunu tekrar tekrar idrak edeceğiz.
 
Ancak sadece puan tablosuna bakıp, bazı gerçekleri de görmezden gelmemek lazım. Öncelikle şahsi görüşüm, aldığımız puanın, oynadığımız oyundan bir tık fazlası olduğu. Üst sıralara tutunabilmek, yerimizi koruyabilmek ve zor deplasmanlarda ezilmemek için Bursa ve Akhisar maçlarındaki oyunu kendimize referans almamız ve genele yaymamız gerekmekte. Karabük, Malatya ve hatta Konya maçlarındaki oyun ile önümüzdeki fikstürde işimiz zor olacaktır.
 
Şimdi bambaşka bir noktaya dönelim,
 
Koyduğunuz hedefler, ulaşmak ve varmak istediğiniz noktalar ne kadar doğru belirlenir ise yaşanılan tatmin ve sizin için başarının tarifi o kadar net olacaktır. Siz ister şirket olun, ister birey, ister spor kulübü, planlarınızı kısa ve uzun vadeli planlar olarak ayırdığınız sürece, merdiven basamaklarında attığınız her adım daha sağlam olacak, geride bıraktığınız basamağa sendeleyip düşme riskinizi ise o kadar az olacaktır. Yanlış ya da gerçekçi olmayan ve anlık motivasyonlarla oluşturulan hedeflerin yıkımları ise normale göre çok daha büyük olmaktadır. Fazlası ile duyguları ağır basan ve bu olumsuz durumu en çok tecrübe eden birkaç taraftar grubundan biriyiz desek de yanlış söylemiş olmayız.
 
Bu genel değerlendirmeyi ligimiz özeline indirgeyecek olur isek;
 
Türkiye Süper Ligi, istatistiksel olarak, lige yeni çıkan takımlardan ortalama birinin tekrar küme düştüğü bir lig. Kısaca lige yeni çıktıysanız zaten olağan şüphelisiniz. Hele bizim gibi kadronuzu neredeyse yeniden şekillendirdiyseniz bu riskiniz çok daha fazla. Kaldı ki bu döviz kuru ile yapılan kontratların yıkıcılığı, alt liglerde yaşanan sendelemelerin çok daha üzerinde olacaktır.
 
Bu bağlamda, unutmamak lazım ki, Göztepe’miz için kısa vadeli tüm planlamalar, uzun vadeli başarı hedefleri için bir araçtır. Bu sebeple kendi adıma, stadımız bitene kadar geçireceğimiz sezonlar, eski günlerimize dönüş adına bir amaç değil, Anadolu’dan çıkacak 3. şampiyonun sağlam adımlarla gelmesini sağlayacak birer araçtır.
 
Tüm bunların ışığında, stadı olmayan, lige yeni çıkmış bir Göztepe için reel hedef ligde kalmak olacaktır. Tabii ki beklenmeyen galibiyetler ya da içinden çıkılması zor serilerde alınan puanlar belli hedef güncellemelerini karşımıza çıkartabilir. Ancak ne olursa olsun, Göztepe’nin 2017-2018 sezonu öncelikli hedefi 40 puanı alarak ligde kalmak olmalıdır.  
 
 
Burada bizlere düşen ise çok önemli bir görev var. Bugün itibari ile lige yeni çıkmış bir takım için çok büyük bir iş yapıyoruz. Son 3 haftaki oyunu oynarsak, muhtemelen önümüzdeki 4 haftalık süreçte 3 şu an olduğumuz kadar başarılı olamayacağız. İşte burada önemli ve aslında değerli olan, bugün takımı nasıl bağrımıza basıyor, nasıl destek oluyor ve oyunculara nasıl sahip çıkıyorsak, bunları kötü geçebilecek bir 4 hafta sonrasında da yapıyor olabilmek, ilk yarı istifa, ikinci yarı şampiyon tezahüratları yapan başarı aşıklarına inat, 30 puanda da, 40 puanda da, galibiyette de, mağlubiyette de, amatörde de, Süper Ligde de takımının yanında boğaz patlatabilmektir. İşte bizi biz yapan, diğerlerinden ayıran olgu budur ve bu olacaktır. 
 
Toplamak gerekirse, sonunun şampiyonluk ve Avrupa ile sonuçlanacağına inandığımız bu çok uzun maratonun ilk senesindeki öncelikli hedefimize artık çok yakınız. Ve işte bu yüzden diyoruz ki, o “Bildiğimiz Yolda” daha sağlam adımlarla yürümek için “çoğu gitti, azı kaldı”.
 
Teşekkürler takım…
 
Erhan Özdestan - GözGöz Tv 

FacebookMySpaceTwitterDiggDeliciousStumbleuponGoogle BookmarksRedditNewsvineTechnoratiLinkedinMixxRSS FeedPinterest