İNANACAĞIZ, AYAĞA KALKACAĞIZ, AYAĞA KALDIRACAĞIZ

Aktif .

Editörümüz Erhan Özdestan'ın "İnanacağız, Ayağa Kalkacağız ve Ayağa Kaldıracağız" başlıklı yazısı

Denizli maçından sonra çok daha değer kazanan bir maçtı Antep mücadelesi…

Son 2 haftada alınan skorlar sadece tabelaya bakan taraftar için şok etkisi yaratsa da oyunu irdeleyen, skora kanmayan kesim için beklenen bir durumdu. Şu teşhisi net olarak koymak lazım ki, takım Giresun maçından beri istisna Malatya maçı hariç, değil şampiyon, play-off adayı takım gibi dahi oynamıyor. Bahane üretmeden, bunu kabullenip değerlendirmeye ve önlem almaya başlamak hepimiz için çok daha iyi olacaktır.

Her sene aynı dersi alıp, dersine çalışmayan öğrenci gibiyiz. Nasıl çalışmamız gerektiğini bildiğimiz, sorulara aşina olduğumuz, cevapları nerede bulacağımızı bildiğimiz halde çalışmıyoruz.

Şöyle düşünün,

Geçen sene Aralık ayında zorunluluktan sağ bek oynayan Emre Aygün, aradan 4 hoca, 1 sene ve 3 transfer dönemi geçmesine rağmen Denizli maçının ikinci yarısında yine sağbek olarak görev aldı.

Ve bizler maçtan sonra, “skor 2-1 iken, Emre müdahale edip Ziya’dan topu alabilse skor farklı olurdu” dedik. Emre Ziya’dan o topu dün almış olsaydı, bugün başka bir pozisyonda, başka bir kırılma anında topu alamayacak, patlak verecekti. Yani burada asıl sorun Emre’nin topu alamaması değil, 1 sene boyunca bizim hiç ders almayıp, Emre’yi hala o bölgede oynatmak zorunda kalacak kadar kötü bir vizyona ve planlama yeteneğine sahip olmamız.

Konudan bağımsız olarak, Emre’nin mevkisi olmadığı halde elinden geleni yaptığını düşünüyorum. Yarın başka bir takıma gider, Pazar günü Mehmet Erdem’in oynadığı gibi oynarsa, yine büyük resmi kaçırıp, “Bize aslan kesildi” demek, konuyu basitleştirmek, asıl sorunu görmezden gelmek olacaktır.

Gelelim Mehmet Erdem’e.

Teknik yeterliliğini istediğiniz kadar tartışın, iyi niyetini tartışmak bize yakışmaz. Tartışılması ve sorgulanması gereken bir konu varsa o da, gönderdiğimiz oyuncu, performansı ile bizim elimizden 3 puanı alırken, yerine aldığımız oyuncunun yedek başlaması ve süre almamasıdır. Hazır oynayan oyuncuyu verip, ilk yarıda sadece 216 dakika oynamış bir oyuncuyu kadroya katmak ve bunu başka bir alternatif yokken yapmak, işte o bahsettiğimiz cevabını bildiğimiz sorulara çalışmamaktan, aynı hataları tekrar tekrar yapmaktan başka bir şey değildir.

Teknik, taktik açıdan irdelenmesi gereken, mantığımın almadığı o kadar çok konu var ki; Umut-Murat değişikliğinin amacı, Fuchs haftalardır dökülürken sağ kanada bir önlem alınmamasının nedeni, ligin 19. haftasına geldiğimiz halde hala nasıl takım savunmasını oturtamadığımız, defans ile ofans arasındaki 30-40 metrelik boşluğun çözümünün bulunamayışı bunlardan sadece birkaçı.

Ancak bizler teknik direktör değiliz diyerek konuyu uzatmamakta fayda görüyorum, zira bu konular teknik altyapıları daha güçlü insanlar tarafından irdelenecek, yorumlanacak ve tartışılacak konular.

Şimdi bunların hepsini bir tarafa bırakalım,

Futbolda, sporda her şeyin telafisi var. Pazar yenen golün, Tayfur’un yaptığı penaltının, kaçan puanın,  hatta kaybedilen şampiyonluğun, düşülen ligin bile telafisi var. Ama uzun yılların birikimleri, yaşanmışlıkları ve tecrübeleri ile harmanlanmış, Avrupa’yı da amatörü de görmüş bir tribün kültüründeki olası erozyonun ne yazık ki telafisi yok, olmaz, olamaz.

Kendi içimizde bir süredir dillendirmeye başladığımız, tarafsız gözlerin de benzer yorumlarda bulunduğu bir konu var, Göztepe tribünlerinin eski havasında, eski desteğinde, eski dominantlığında olmadığı.

Eskiden, 18 yıllık özlemin olduğu dönemlerde de tepkiler verilir, isyan edilir, bağırılır, çağırılırdı. Ancak susulmazdı, takım sendeleyince taraftar da sendelemezdi, önce kendi ayağa kalkar, daha sonra da takımı ayağa kaldırırdı.

Bu sene ise durum biraz farklı, isteyen formsuzluk, isteyen erozyon, isteyen başka bir şey desin.

Bunun herkese göre farklı sebepleri olabilir, kimi bilet fiyatları der, kimi Doğanlar sahaya yakın, tribüne konsantre olmak daha zor der, kimi passolig sebebi ile gerçek tribüncüler dışarıda kaldı der, kimi soğuk der, kimi takım durgun der, kısaca herkes bir şey söyler, bir bahane öne sürebilir. Ancak bahaneler ya da kısmen gerçekler ne olursa olsun, nasıl ki taktik için hocayı, transferler için yönetimi, oyun için topçuları eleştiriyorsak, özeleştiri iletribündeki düşüşümüzü kabul etmek toparlanmak adına ilk adım olacaktır.

Öncelikle ne bilet fiyatları, ne Doğanlar’ın konumu, ne soğuk, ne oynanan futbol, 30. dakikada, daha maçın bitimine 1 koca saat varken, kendi hocana ve topçuna küfür etmen için bahane olmamalı. Bizim en büyük övünç kaynaklarımızdan biri değil miydi, gol yedikten sonra bile daha yüksek sesle “Senin sevgin bu dünyada” diye bağırmak?

Kaldı ki son 7-8 haftadır oynanan futbolu beğenmesem dahi şu kadrodaki hiçbir oyuncunun formayı terletmediğini söyleyemem. Haksızlık olur.

Hele ki, çok uzağa gitmeden, son 5-6 senedeki oyuncu profilimize bakarsanız, belki de ruhunu en çok sahaya koyan, maçı en çok kovalayan, formasını en çok terleten takım, bu Göztepe. Maç içerisinde, çocukların atılan ve yenilen gollerdeki reaksiyonlarına bakmanız bile takımın maçları ne kadar istediğinin bir göstergesi. Ama siz, gol yedikten sonra, saha içinde çökmüş bir oyuncunun (tıpkı tribündeki bizler gibi) fotoğrafını “tükenmişlik” olarak lanse ederseniz bardağın boş tarafını görüyorsunuz demektir. O oyuncunun üzüntüsü, yaşadığı, bizlerin üzüntüsü, bizlerin yaşadığıdır.

Küme düştüğü maçtan sonra gülerek sahadan çıkan oyuncular yerine, kaybettiği 3 puan için sahada ağlayan oyuncular her zaman daha doğru ve karakterli tercihlerdir.

Çok değil, 4 ay geriye gidip Balıkesir maçını hatırlarsanız, yediği hatalı gollerden sonra tribüne çağırılan Günay’ın mutluluğunu, konsantrasyonunu ve sonraki maçlardaki performans artışını (Eskişehir, Ümraniye, Bolu, Malatya, Giresun) gözlemleyeceksiniz. Bunu tekrar yapmak, topçunun güvenini ve aidiyetini arttırmak varken, kolaya kaçarak, sinirlerimize hakim olmadan, kendisine hakaret etmek, bize bir gram fayda sağlamayacak, aksine Pazar günü kalede olacak Günay’ın stres yönetimini ve mücadelesini yerle bir edecektir. Bu konu ile ilgili olarak, Günay’ın tribün ile polemiğe girmesi de son derece yanlıştır, gerekli uyarı yapılmalıdır.

Bu konuya ek olarak, nasıl ki Orduspor’un başında Göztepe’yi küme düşüren Gürsel Aksel’in gözyaşları bu camianın karakterini, ahlakını, duruşunu gösteriyorsa, bizim için başlı başına bir gurursa, Pazar günü Mehmet Erdem’in performansı da aynı şekilde gurur kaynağı olmalıdır.

Ben sanmıyorum ki, Pazar günü Mehmet Erdem kasıtlı olarak iyi mücadele etmese, mutlu olacak, içine sinecek Göztepe’liler olsun.

Göztepe’lilik, giydiğin formaya ihanet etmemektir, Mehmet Erdem de sahada bunu yapmıştır. Kendisini bunun için eleştirmek de bana göre abesle iştigaldir.

 

 

Toparlamak gerekir ise,

Kabul edelim ya da etmeyelim, farklı sebepler ile tribünümüz, eski şaşalı günlerimize kıyas ile bir duraklama dönemi içindedir. Bu dönemi oldukça kısa tutup silkelenmek, ayağa kalkmak yine bizlerin elinde.

Unutmamak lazım ki, Göztepe’nin özü, temeli, hamuru, kısaca her şeyi taraftardır ve taraftarı eksik bir Göztepe yarımdır, keyif vermez, kabul edilemez.

Tribünü boş bir X takımını izlemek keyif verebilir ama bugün televizyonda Göztepe’mizin maçını izleyen birçok tarafsız insan, aslında anlı şanlı Göztepe taraftarını izlemek, görmek, dinlemek istiyordur.

Bu hafta itibari ile gelen gelmeyen, olan olmayan, bağıran bağırmayan, yaşlı genç, erkek bayan, açık kapalı kale arkası, herkes, hep birlikte tek yumruk olmalı, babalarımızın, kardeşlerimizin, abilerimizin yarattığı, Avrupa’yı da, amatörü de görmüş bu büyük tribün değerini eski günlere döndürmek için elimizden geleni yapmalı, bunun için tribünde veya değil, her gün, her dakika çabalayan insanlara yardımcı olmalıyız.

Ve son olarak, biz inanacağız, ayağa kalkacağız ve yine biz inandıracağız, ayağa kaldıracağız.

Çünkü biz Şanlı Göztepe taraftarıyız.

Erhan ÖZDESTAN - GözGöz Tv 

FacebookMySpaceTwitterDiggDeliciousStumbleuponGoogle BookmarksRedditNewsvineTechnoratiLinkedinMixxRSS FeedPinterest