BİZ BU FİLMİ GÖRMÜŞTÜK...

Aktif .

‘Kurumsallaşma’ kelimesi kulaklara hoş gelen ama ülkemizde hele ki futbol piyasasında dönen ekonominin varlığı düşünüldüğünde kolay kolay gerçekleştirilemeyen veya hayata geçirilemeyen bir söylemden öteye geçmemiştir. Gün gelir size en büyük zararı iyi niyetlerle kurduğunuz o yapının bireylerinin verdiğini yaşayarak görürsünüz.  
 
Çok başarılı iş adamı, ticaret erbabı olabilir, başında olduğunuz şirketleri uluslararası düzeyde belirli noktalara taşımış olabilirsiniz. Bütün bunlar, içinde kendine has iç dinamikleri  barındıran  futbol piyasasında aynı başarıyı yakalayacağınız anlamına gelmez. Bu işe giren benzer durumdaki çoğu Başkan problemleri ne yazık ki deneme yanılma yoluyla aşmaya çalışmaktadır. Bu süreç içerisinde en büyük yanlışlar yine en yakınlarında olanların yanlış yönlendirmeleri sonucu oluşmaktadır. Yanlışları doğruya çevirmek biraz da bunu görüp ona göre pozisyon almaktan geçer. 
 
Göztepe Spor Kulübüne en ufak değer katan, taş üstüne taş koyan her insanın başımızın üstünde yeri vardır. Karar alan insanların hata yapması kadar doğal bir şey yoktur. Önemli olan bu hatalardan ne kadar ders alındığıdır. Sayın Mehmet Sepil’in bu kulübe kattıklarını ve katacaklarını nasıl takdir ediyor ve edeceksek yanlışlarını da söylemek Göztepeliler olarak bize düşen bir görevdir. 
 
Sürekli bahsettiği kurumsal yapıyı bir türlü kuramayan Altınbaş ailesi ile 2012/2013 sezonun son haftasında yaşadığımız belki de bir kulübün tarihinde bir kez yaşayabileceği  Tavşanlı faciasına benzer bir durum bu sezon aldığımız yanlış idare kararları ile 6 sene sonra ligin bitimine 7 hafta kala tekrar karşımıza çıkmıştır. 
 
Göztepe takımı bu imkanlar ile gelinen noktada transfer yasaklısı ve gırtlağa kadar borçlu Bursaspor’un, oyuncularına ilk devre maaş ödeyemeyecek durumda olan, transferin bitimine saatler kala tahtayı açıp 10 transfer yapan Ankaragücü takımının gerisinde ise bunda Başkanından hocasına,  yöneticisinden futbolcusuna kadar herkes sorumludur. Bu sorumlulukların en büyüğü kulüp Başkanına aittir. Zaman, artık alışa geldiğimiz her kaos ortamında pislikleri halının altına süpürme vakti değil çıkıp sorumluluğu alma vaktidir. Çıkıp "Hatalar yaptım, yanlış insanlara güvendim, yanlış tercihler yaptım, transfer hamlelerinden, hoca tercihlerine kadar bu sezonun hesabını sezon sonunda tek tek soracağım, zarar verenleri uzaklaştıracağım." deyin. 
 
İnsanların bu denli isyanı; ilmek ilmek dokuyarak, bin bir zorlukla geldiğimiz bu seviyenin göz göre göre bu kadar ahmakça elimizden yitip gitmesinedir. 
 
"Bu takımın arkasından köy kasaba gezdik, yine gezeriz düşersek ne olur?" diyenler de  şunu unutmamalı; 
 
Evet belki birlikte yine köy kasaba gezeriz ama bu kulüp  düşerse beş sene geriye gider. Bugün bu şehirde babaları Bizans takımı tutanların çocukları Göztepe forması giyiyor diye seviniyoruz ya hani bunlar geriye gider. Bu kulübün milyonlarca lira geliri gider, şu an beğenmediğimiz bir çok oyuncuyu göndermek için cebine para koyarız. Düşersek, çoğunun sözleşmesinde takım ligden düşerse serbest kalır maddesi olan futbolcular değil sen, ben düşeriz.
 
 
Bazen zarar veriyor olsa da insanlar bu kulübü evladı gibi, annesi gibi, babası gibi seviyor. Acıyı en derinden sevinci en yüksekten yaşıyor. Dün maç sonu yaşananlara bu açıdan bakılabilir. Bu takım bu sene ligin en çok maç kaybeden takımı olmasına rağmen taraftar bu mağlubiyetlerin çoğunda oyuncuları tribüne çağırıp alkışladı. Böylesi sıkıntılı bir maç sonunda oyuncuların kafileden ayrı gitmesine izin verilmesi doğru bir karar değil. 
 
Bir oyuncuya üstelik ailesi yanındayken küfür etmenin, hakaret etmenin de savunulacak bir tarafı yok. Tansiyon arttığında takım arkadaşlarının araçtan inip birbirlerine sahip çıkması da takım arkadaşlığı adına çok doğal ama aynı hassasiyeti saha içinde mücadele ederlerken üzerlerindeki forma için de vermelerini bekleriz. Düşmemeye oynayan takım topu ısırır. Tekmeye kafa sokar. Oyun alanında tansiyonu yükseltmekten, itiraz etmekten, rakibe ben bugün kazanacağım mesajını vermekten bile yoksun olanların dışarıda mide ağrıları geçirttikleri kendi taraftarına karşı da horozlanmaya hakkı yoktur. 
 
Liderlik, en karanlık günde sorumluluğu sırtlayabilenlerin işidir. Başkan yarın değil hemen bugün çıkıp bu sorumluluğu almalıdır. 
 
Aile içinde kavga varsa aile reisi çıkar olay dallanıp budaklanmadan elini taşın altına koyar.  
 
Bu takım tüm olumsuzluklara rağmen en yakın rakibinin sadece 1 puan gerisindedir. Umutlar azalmış, ışık görülmemiş, beceriksizlik ve şanssızlık tavan yapmış ise bile henüz kaybedilmiş bir şey yoktur.
 
Allah aşkına çıkın bir kez olsun şu kaosu idare edin.
 
Mazlum ŞARKAYA - GözGöz Tv 
 

FacebookMySpaceTwitterDiggDeliciousStumbleuponGoogle BookmarksRedditNewsvineTechnoratiLinkedinMixxRSS FeedPinterest