FUTBOL'UN ADALETİ VARMIŞ

Aktif .

Editörümüz Mazlum ŞARKAYA'nın "Futbolun Adaleti Varmış" başlıklı Göztepe - Altınordu maçı yazısı sizlerle 

İzmir takımlarıyla yaptığımız mücadeleler rakiplerin genellikle bize karşı olağanüstü motivasyon ile, varlarını yoklarını ortaya koydukları karşılaşmalardır. Bunu zaman zaman yadırgamış olsak ta aslında çok doğal bir durum.  Şehrin en büyüğüne karşı terazide kendini tartma maçıdır bu onlar için. Sezon boyu 100-200 kişiye oynayan takımın oyuncuları için binlerce Göztepelinin önünde oynamak vitrin maçıdır. Kendini ispat etmek, bir nevi o temaşanın içinde rol alma şansını ele geçirmektir. Buraya kadar her şey normal.  Elbette daha çok motive olup mücadele edebilirsin, kazanmak isteyebilirsin ama bu hırsın seni, o her fırsatta futbol kamuoyunda algı yaratmaya çalıştığın ‘’İyi birey, İyi vatandaş, iyi futbolcu’’ ilkelerini çöpe dönüştürüp, saha içinde çirkinleştirecek hallere sokmamalı. Yıllardır size destek veren bir camiadan maçı kazanma uğruna yaptıklarınızla sadece nefret kazanıyorsunuz.  

Her konuda hassas davranıp bunu basına güzelce servis eden, bornozunu yere atan bir oyuncuyu dahi takımdan uzaklaştıran zihniyete, geçen sezon oynanan, saha içi ve tribünlerin de hiçbir gerginlik olmamasına rağmen 2-2 biten maçta son dakika golünden sonra Göztepe taraftarına el kol yapan futbolcularına ne yaptın? diye sorarım.  Oyuncunu karşına alıp senin el kol yaptığın Göztepe tribünü biz düşerken de, çıkarken de bizim için nefes tüketti, yanımızda oldu diyebildin mi? Pardon siz o zamanlar Buca Akademi için iki topçu araklayıp nakite dönüştürme derdindeydiniz.

Göztepe’nin alt yapı tesisleri stadyum inşaatı nedeniyle yıkıldığında alt yapımızda ki çocukların ailelerini arayıp onların tesisi bile yok diyerek gencecik çocukların aklını karıştırmak sizi ‘’futbol adamı’’ değil, olsa olsa bu şehirde ayak oyunları çeviren bir futbolcu simsarı yapar.

Bir laf vardır hani: ‘’Biz kırk kişiyiz, birbirimizi iyi biliriz’’ diye, İzmir futbolu için durum tam anlamıyla budur.  İzmirli her şeyin farkında, o ambalajı süslü ilkelerinizi İstanbul basınına yedirin. Biz tokuz.

Gelelim maça, geçen hafta Gaziantep deplasmanın da ilk yarısı tutuk ikinci yarısı tempoyu çok yukarılara çeken bir Göztepe izlemiştik. Altınordu mücadelesi için aynı maçın fotokopisi oldu diyebiliriz. Maçın ilk 45 dakikasında oyun kurmakta epey zorlandık. Altınordu’nun ilk yaptığı hücum da golü bulması işleri zorlaştıracak gibi görünürken devreye Gökhan’ın güzel golüyle eşitlikle girdik.

İkinci yarının başlamasıyla oyunu tamamen rakip yarı alana yıktık. Girdiğimiz sayısız gol fırsatından yararlanamadık. Bunda şans faktörü kadar, bizim beceriksizliğimiz ve Altınordu’nun yetenekli genç kalecisi Erce’nin de büyük payı vardı desek yanlış olmaz. Takımımız birçok pozisyondan yararlanamazken,  rakip 45 dakika boyunca sadece iki kez gelebildiği kalemizde Kenan’ın ayağından bulduğu gol ile 2-1 öne geçti.  Bitime 7-8 dakika kala bir puan için yerden kalkmayan rakibe karşı kaçırdıklarınız yetmezmiş gibi bir de geriye düşüyorsunuz. Bütün konsantrasyonunuz ve inancınız erimesi gerekirken takımımız buna yine tepki gösterdi. Belki de bizim için sonuçtan daha çok sevindirici olan da buydu.  Takım savunmasında o dakika’ya kadar çok sık yerleşim hatası yapan Altınordu takımı ve teknik heyeti 88.dakika’da Okan hocanın yaptığı Lokman hamlesini algılayamaya çalışırken bu oyuncunun ayağından gelen golü kalesinde gördü.  Uzatma dakikalarında mücadeleye eşitlik gelirken stoperimiz Leo topu rakip kaleden alıp santraya koştu. Oyuncularımız kalan 1-2 dakikalık süreçte dahi kazanmaktan asla vazgeçmedi.  Bu oyunda  ‘’futbolun adaleti yoktur’’ diye bir klişe vardır. İşte dün son nefeste Mehmet Umut Nayir’in kafasında gelen gol futbolda adaleti tecelli ettirdi. Uzun yıllar unutulmayacak bir final yaşadık. 

Bizim için maç ikinci yarının santrası ile başladı. Ligin bu haftalarında ağır kamplardan çıkan takımlar için özellikle karşılaşma sonlarına doğru yorgunluk artacakken, takımımız tam tersine çok yüksek bir tempo yakalıyor.  Rakiplerin düşmeye başladığı dakikalar da ortaya çıkan bu dirilik Altınordu gibi bir takımı havlu atacak durumlara düşürdü. 

Sonuç olarak dün kaybetmiş olsak dahi bu takım alkışlanırdı. Göztepe takımı maç kaybedecekse, dünkü gibi oynayıp kaybetsin. Hepimizin görmek istediği pes etmeyen, vazgeçmeyen, savaşan, mücadele eden, seyir zevki sunan bir ekip görüntüsüydü. Bu takımda bunların hepsi var. Dün ikinci 45 dakikada gösterdiğimiz tempoya şu an için bu ligde dayanabilecek ekip olduğunu sanmıyorum. Eksiklerimiz var mı? Elbette var.  Bunlar zamanla giderilir. Önemli olan bu iştahın takımda var olması. Hep birlikte bu mücadele eden, savaşan takımın arkasında duralım.

Bu kadar diri bir takım yaratan Okan hocamıza, 2.golde topu rakip kaleden santraya getiren arkadaşlarını motive eden, 3. golde rakip yarı alanda 20 metre top süren ve golde büyük pay sahibi olan, sanki yıllardır bu takımda görev yapıyormuş gibi takımını sahiplenen Leo’ya, kenarda yaşadığı büyük heyecanı oyuna girdikten sonra attığı gol ile taçlandıran Lokman’a, maç boyu hayati iki ters kademe yapan Mehmet Erdem’e,  sahada basmadık yer bırakmayan Segbefia’dan, attığı golden sonra tribüne çıkan Gökhan’a, her topa hamle yapan Kone’ye, oynayanından kenarda oturanına kadar hepsine tek tek helal olsun.  

Daha yolun başındayız, bu maçta ki geriye dönüş takımın özgüven kazanması anlamında çok önemliydi.  Bu takım dün ilk devrede olduğu gibi zaman zaman sallanacak, belki sendeleyecek ama hiç vazgeçmeyecek.

 İşte o anlarda siz de vazgeçmeyin…

Mazlum ŞARKAYA - GözGöz Tv 

FacebookMySpaceTwitterDiggDeliciousStumbleuponGoogle BookmarksRedditNewsvineTechnoratiLinkedinMixxRSS FeedPinterest