ZAFER HAFTASINDA ÇİFTE ZAFER

Aktif .

 
Trabzonspor maçından önce son 15 günlük süreçte yaşananlara ufak bir değinmek, galibiyetin ne kadar değerli ve zor olduğunu bizlere tekrar hatırlatacaktır diye düşünüyorum.
 
Düşünün, bir takım, 14 sene sonra Süper Lig’e döndüğü maçtaki saha olayları için 2+1 maç ceza alıyor. Üzerine yetmiyor, 6222 ile yıpratılıyor, o da yetmiyor, onlarca bireyi “örgüt” suçlaması ile gözaltına alınıyor. Siz son dönemde televizyonlardaki geri viteslere, “örgüt kavramından kastımız örgütlü hareket etmek” açıklamalarına kanmayın. Örgüt kelimesinin akıllara vatan hainlerini getirdiği, hangi kapıda ne ile karşılaşacağımızı bilmediğimiz şu günlerde “örgüt” kavramını kullanmanın getireceği tepkileri herkes önceden öngörmüştür diye düşünüyorum. 
 
Ancak öngörülemeyen şey, Göztepe taraftarının dayanışmasının, sosyal medyadaki gücünün ve tepkisinin bu denli büyük ve etkili olacağı idi. Haber bültenlerinde verilen haberlerin fonuna konan, Göztepe ile alakası olmayan holiganizm görüntüleri bile bana sorarsanız algı oluşturma çabasından başka bir şey değil. Anadolu’nun bir köyünde bu haberleri izleyen amcaları, teyzeleri düşünün, artık Göztepe denince kafalarında oluşacak (ya da oluşturulmak istenen) imaj tam olarak yakan, yıkan bir holigan kitlesidir.
 
Oysa onlar bilmezler ki, bu taraftar,  Van’da, Mardin’de, Şanlıurfa’da okullara yardım yapmıştır, bu taraftar Doğu’da Karakol yemekhanesi tadilatını organize etmiştir, bilmezler ki bu taraftar Pazar deplasmanında atkılarını, onlara gülümseyen çocuklarla paylaşacak kadar düşüncelidir, onlarca belki yüzlerce sosyal yardım projesinde başrolü oynamıştır, bilmezler ki, Göztepe belki de Türkiye’nin sosyal yardımlaşma ve proje alanında en aktif kulüplerinden biridir…
 
Bildikleri tek şey, ne yazık ki kendilerini sunulan ve izletilenlerdir. İşte bu sebeple verilen tepkinin büyüklüğü, kardeşlerimizin, kulübümüzün ve avukatımızın çabaları ile bu çocukların işlemedikleri suçlardan aklanması, Göztepe adının, markasının aklanması demekti ve bizlerin dünü, bugünü ve geleceği adına çok çok önem taşıyordu. Bu süreçte, dertli anaları, babaları, kardeşleri sevindiren, emeği geçen herkese çok derinden teşekkürler…
 
Saha dışında ve saha içinde Haziran 5’ten beri iniş çıkışlı bir süreç geçiriyoruz. Yaşanılanlar, yukarıda bahsettiğimiz cezalar, sevincimiz ve üzüntümüz an ve an birbirine karışıyor. Puan sevincini yaşayıp, 2 gün sonra yaşanan gelişmelere üzülüyor, kaybedilen maçın üzüntüsünün ardına, serbest bırakılan kardeşlerimize seviniyor ve kulüp olarak mental açıdan zor şartlarda hazırlandığımız Trabzon maçı için Cumartesi gecesi sahaya çıkıyoruz.
 
Son dakika sakatlığı ile kaleyi Günay’a bırakan Beto, Goufrann ve Ömer kadroda değil. Hocamız sol bekte Leo yerine Adama Traore’yi tercih ediyor. Adis’i yine kanatta izlerken, Fenerbahçe maçında çok az bir süre alan Tayfur 11 başlıyor.
 
Trabzonspor savunması karşısında bol pozisyon bulacağımız ilk dakikalardan belli oluyor. Takımın kaçırdığı/yediği gol sonrası oyundan düşmemesi ile geri geliyoruz. Adis’in kaçırdığı pozisyon ile belki de farka gidebilecek bir maçı, çoğumuzun tansiyon, nabız, sinir ve stres karmaşası yaşadığı bir son 5 dakika ile, 13 sene sonra gelen 3 puana bağlıyoruz.
 
Öne çıkan, dikkatimi çeken bazı konulara değinmek istiyorum,
 
Öncelikle Sabri transferinin ne kadar yerinde bir hamle olduğunu gördük. Maliyeti ile ilgili çıkan haberler bir yana, yüreği, enerjisi, kaptanlığı ve performansı ile, lige yeni çıkmış bir takım için, bu bölgeye alınabilecek daha iyi bir Türk oyuncu olduğunu düşünmüyorum. Umarım uzun vadede bizi yanıltmaz.
 
Adama Traore ilk maçta geçer notu fazlası ile aldı. Son anlarda arka arkaya verdiğimiz pozisyonlarda, Tayfur’un yorgunluk kaynaklı veremediği desteğin payı olduğunu düşünüyorum. Bekler konusunda kafamız rahat edecek gibi.
 
Tayfur geçen seneki Tayfur gibiydi, attığı her çalımda spikerler şaşkınlık yaşarken bizler bu çalımlara geçen seneden alışık olmanın verdiği mutluluğu yaşadık. Tayfur ve Halil’in performansı, şampiyon takımın da bir parçası oldukları için eminim ki bizleri daha çok mutlu ediyor.
 
Peybernes konusunda 3 haftadır aynı düşüncedeyim. Bir stoperin ismi, sadece geçtiği ıskalarda, sektirdiği toplarda, pas hatalarında ya da sakatlıkta duyuluyorsa bir problem var demektir. Youtube’da çizgiden çıkardığı videoyu 100 sefer de arka arkaya izlesem, şu 3 maçta yaptığı hatalar konusunda fikrim değişmez. Yerine alınacak iyi bir stoper, hem Kadu’nun performansını arttıracak hem de bizlerin daha dingin bir nabızla maç izlemesini sağlayacaktır.
 
Adis’in kaçırdığı gollere de değinmek lazım. Geçen sene bizi üst lige çıkartan isimlerin belki de en başında geliyordu Adis. Alt lige fazla gelen oyuncuların üst lig performansları hep merak konusudur. Kanat oynaması itibari ile saha içi verimliliği konusunda net bir yorum yapmak belki bizi yanılgıya düşürür. Ancak şu var ki, Fenerbahçe maçı ile birlikte 4 tane %100 lük gol pozisyonunu değerlendiremedi Adis. Yarın çok daha zor maçlara çıkacağız, belki 90 dakikayı 1-2 net pozisyon ile tamamlayacağız, Adis bu noktalarda da eski bitiriciliğini gösteremez ise kendinden çok takımımıza zararı dokunur. Umuyorum en kısa sürede, tribünün de kendisine olan desteği ve sevgisi ile, geçen sene izlediğimiz haline bürünecektir.
 
Tamer Tuna’nın, Kayserispor maçı ile ilgili verdiği ilk istatistik oyun süreleri idi. Tamer Hoca şunun farkında, topun fazladan oynandığı her dakika bizim gibi ısıran ve istekli ofans hatları için avantaj. İşte bu yüzden, geride bıraktığımız 3 haftada gördüğümüz kadarı ile takımımız, önde de olsa geride de olsa, 1 dakika bile yatmadan sahadaki görevini yapıyor, karakter gösteriyor, emek hırsızlığı yapmıyor.
İş bu sebepledir ki, temponun bu kadar yüksek olduğu, topla oynama sürelerinin ortalamanın üzerine çıktığı bu mücadelede, Trabzonspor’lu Okay’ın “oyun çok durduğu için tempo yapamadık” açıklaması abes ile iştigal kalıyor.
 
Toplamak gerekirse, ilk 3 hafta için, seyircisiz maçlarda, 2 iddialı takıma karşı alınan 4 puan hem gözdağı vermek hem de lige tutunmak adına fazlası ile önemli idi. Fenerbahçe maçında yaz meltemi gibi esen ekibimiz kayseri deplasmanında durulsa da, karadeniz fırtınası karşısında kasırga gibi esti diyebiliriz. Şu an için çok iyi bir iç saha takımı olmak ile birlikte, lig takımı olabilmek, düşme korkusu yaşamamak ve daha üstleri hedeflemek adına iyi bir stopere ihtiyacımız olduğu aşikar. Umarım milli maç arası hem oyuncularımıza iyi gelecek hem de gerekli takviyeler ile ilerleyen haftalarda daha oturmuş bir Göztepe izleyeceğiz.
 
Ve gelelim bizlere. Hepimiz çok özledik, Gençlerbirliği maçının başındaki İsyan Marşı’nı, atmosferi, ortamı, şimdiden yaşayanlar, hayal edenler, heyecanlananlar var. Enerjimiz, potansiyelimiz, isteğimiz, hevesimiz had safhada. Bunu doğru şekilde takıma yansıtabilmek, bizleri umduğumuz hayallerin de ötesine taşıyabilecek en büyük olgu. Bizlerin her davranışı, her tepkisi, rüzgarı arkamızdan almak, ivmemizi korumak, zorlu engeller, üzücü olaylarla karşılaşmamak adına çok çok önemli.
 
Son olarak, takımımız, bizlerden ayrı kaldığı dönemden çok daha güçlü, çok daha istekli ve çok daha kalabalık.
Ve artık onları, bizleri, televizyon başındaki milyonları, adımızı duyanı, duymayanı kısaca tüm Türkiye’yi bambaşka bir Göztepe,  bambaşka bir İzmir bekliyor.
 
Issız kuytu köşelerden dönüşe tanıklık etmeye hoş geldiniz…
 
Haber Kaynak:ERHAN ÖZDESTAN - GÖZGÖZ TV

FacebookMySpaceTwitterDiggDeliciousStumbleuponGoogle BookmarksRedditNewsvineTechnoratiLinkedinMixxRSS FeedPinterest